"Mezun hazır değil" cümlesi, yazılım sektörünün en çok tekrarlanan şikayeti. Ama aynı cümleyi tersine çevirip sorduğumuzda tablo değişiyor: şirket, yeni mezunu hazır hale getirmek için ne yaptı? Üniversite-sanayi işbirliği tartışması, iki tarafın da kendi sorumluluklarını diğerine atfetmesiyle her yıl aynı yerde dönüyor. Sorunun tek taraflı olmadığını gösteren somut veri, iki tarafın da ortak yürüttüğü az sayıda programda gizli.

Müfredat ile saha arasındaki makas

Üniversite müfredatının güncellenme döngüsü, teknoloji değişim döngüsünden kat kat uzun. Bir programlama dilinin müfredata girmesi ile mezuna yansıması arasında üç dört yıl geçiyor; bu sürede endüstride iki yeni araç kuşağı değişiyor. Ama makas müfredatın geriliğinden değil, öncelik farkından da besleniyor: üniversite teorik temeli kuruyor, sanayi ise ilk gün çalışabilecek yetenek istiyor. Bu iki beklenti çakıştığında suçlanan taraf her zaman üniversite oluyor. Oysa iş yerinin öğretmesi gereken şey araç, üniversitenin öğretmesi gereken şey ilkeler; ikisi karıştırıldığında ikisi de başarısız oluyor.

İşin şirketin tarafı

Şirketler de sorumluluğun bir kısmını üstlenmek zorunda. Yeni mezuna iş yeri içinde bir mentor atamak, ilk altı ay için ölçülebilir hedefler koymak, kod inceleme kültürünü öğretmek: bunların hiçbiri üniversitenin işi. Yetişmedi demek yerine, yatırım yapmıyoruz demek daha dürüst bir cümle. Bu yatırımı yapan şirketlerin işe alım süreci de değişiyor: sınavla değil, deneme projesiyle seçim yapıyorlar.

İşbirliğinin gerçek formatı

Bu iki yönlü yükümlülüğün en görünür sahası, mühendislik fakültelerinin bitirme projeleri. Şirket tarafından verilen gerçek problem, öğrenci için hem öğrenme hem portföy; şirketin için maliyeti düşük bir keşif çalışması. Formatın işlediği yerlerde üç öge sabit: problemin tanımı baştan yazılıyor, akademik danışman saha ile bağını koruyor, çıktının sahiplenilmesi konusunda şirketin veri ve kod paylaşma esnekliği var. Bu üç ögeden biri eksik olduğunda proje, sunum günü toplanan bir dosyaya dönüşüyor.

İşleyen örneklerin ortak formatı üç bileşenli. Birincisi ortak müfredat atölyeleri: dersin konusunu şirket belirliyor, dersi üniversite öğretim üyesi veriyor, örnekler şirketin gerçek verisinden geliyor. İkincisi yapılandırılmış staj: iki aylık gözlem yerine altı aylık üretim. Üçüncüsü ortak proje: bitirme tezini şirketin gerçek problemi üzerinden yazan öğrenci, mezuniyet yılında iki tarafın da bildiği bir deneyimle çıkıyor.

Bu üç format, üniversite ile sanayi arasında sürekli bir köprü kuruyor; tek dönemlik ziyaret derslerinden farklı. Köprünün bakımı da asıl iş: ders içeriğinin her dönem gözden geçirilmesi, staj sonunda iki taraflı geri bildirim toplanması, mentorun kendisinin de eğitime dahil edilmesi. Bakımı yapılmayan köprü, ilk yıl hızlı sonuç verir, üçüncü yılda kopar. Mezunun hazır olup olmaması da bu köprünün kalitesiyle ölçülüyor. Köprü kurulmadığında iki taraf da kendi içine kapanıyor: üniversite sanayiyi tanımadan mezun veriyor, sanayi üniversiteyi tanımadan şikayet ediyor. Bu döngüyü kırmak, her iki tarafın da tek başına başaramayacağı bir iş.