Türkçe yazılım dili, yıllardır aynı ikilemde dönüyor: teknik terimi olduğu gibi mi korumalı, Türkçe karşılık mı bulmalı? "Çerez mi, cookie mi?" sorusu, bu ikilemin en tanınmış örneği. Sorunun cevabı tek kelime değil; terimin türüne, kullanıcının profiline ve arayüzün amacına göre değişen bir karar çerçevesi var.
Üç katmanlı tercih
Yerelleştirme pratiğinde üç katmanı birbirinden ayırmak gerekiyor. Birinci katman, arayüz terimleri: kullanıcı burada okumadan anlayacak. "Çerez", "dosya", "indir" gibi kelimeler bu katmanda Türkçe olarak güçlü; kullanıcı "cookie" gördüğünde okumuyor, "çerez" gördüğünde anlam alanına bağlanıyor. İkinci katman, geliştirici terimleri: değişken, fonksiyon ve protokol adları burada İngilizce kalmayı sürdürüyor; "dizilim" demek, dizinin ne olduğunu bilen geliştiriciyi bile yabancılaştırıyor. Üçüncü katman, belge ve destek metinleri: burada karma kullanım kaçınılmaz; terimin Türkçesiyle birlikte özgün hali parantez içinde veriliyor.
Katmanları karıştırmak, dilin değil kullanıcı deneyiminin sorunu haline geliyor. Arayüzde "cookie" yazan bir uygulama, teknik olmayan kullanıcıyı dışarıda bırakıyor; geliştirici belgesinde "çerez" diye ısrar eden ekip ise arama motorlarında bulunamıyor.
Geçmişin dersleri
Türkçenin teknoloji tarihi, iki başarılı Türkçeleştirme dalgası gördü. Birincisi bilgisayar donanımı ve işletim sistemi düzeyinde: "fare", "sürücü", "ağ" gibi kelimeler günlük dile yerleşti. İkincisi internet temel kavramları: "ağ sayfası" yerine "web sayfası" gibi hibritler de olsa "site", "e-posta", "bağlantı" kelimeleri oturdu. Başarısız olan dalga ise kurumsal terim üretimi: komitelerce önerilen, kullanıcı dilinde karşılığı olmayan kelimeler hiçbir zaman benimsenmedi.
Ders şu: dil, komite kararıyla değil, kullanım sıklığıyla benimseniyor. Bir terimin Türkçesi önerilmeden önce, kullanıcının o kavramı hangi kelimeyle zaten andığı dinlenmeli.
Bu noktada en az konuşulan aktör, arama motoru. Kullanıcı bilmediği terimi önce arama kutusuna yazıyor; "çerezler nasıl silinir" sorgusu, terimin oturmasını hızlandıran sessiz bir mekanizma. Türkçe karşılığı olmayan ya da zayıf olan terimler ise İngilizce haliyle aranmaya devam ediyor; bu da çeviri kararını, yazılım ekibinin değil kullanıcı alışkanlığının belirlediğini gösteriyor.
Pratik çerçeve
Bu tabloda ürün ekiplerinin en sık yaptığı üç hatayı da kayda geçirmek gerekiyor. Birincisi, terimin her katmanda aynı şekilde kullanılmaya çalışılması: arayüz, kod ve belge farklı dil ister. İkincisi, çeviri kararının tek kişiye bırakılması; terim, ekibin ortak sözlüğünde tanımlanmadan yazılıma gömüldüğünde, aynı kavram üç ekranda üç farklı kelimeyle karşılaşabiliyor. Üçüncüsü, kullanıcı geri bildirimindeki dil sinyalinin yok sayılması: destek taleplerinde hangi kelimenin kullanıldığı, sonraki sürümün terim kararını belirleyen en ucuz veri.
Bugün yazılım ekibi için uygulanabilir çerçeve üç madde. Arayüzde kullanıcı dilini, geliştirici katmanında evrensel dili kullanmak. Yeni bir terim Türkçeleştirilecekse, yaygın kullanımı önce yapmak, sonra belgeye işlemek. Hibrit kullanımı utanılacak bir durum değil, geçiş döneminin normali olarak görmek: "çerez (cookie)" yazmak, her iki kitlenin de anlamasını sağlıyor.
"Çerez mi, cookie mi" sorusunun kısa cevabı, "arayüzde çerez, kodda cookie" oluyor. Uzun cevap ise dilin kendiliğinden yürüdüğü ve teknoloji ekibinin bu akışı dinlediği bir süreci tanımlıyor. Türkçe yazılım dili, tek kararın değil, binlerce kullanıcının tercihinin ürünü olarak olgunlaşacak.
Okur Yorumları (0)